Ti-Entertainment

İsmail Kıllıoğlu Felsefe Tarihi Kitap Özeti Felsefe

İsmail Kıllıoğlu Felsefe Tarihi Kitap Özeti

Sokrates:

Hakkındaki bilgiler: önüne çıkan kişilerle olan tartışmaları ve hakkında verilen ölüm cezası

  • Attika bölgesinde doğmuştur (M.Ö 469-470)
  • Ölüm cezası Atına^da verildi (M.Ö 399)
  • Düşüncelerini yazıya aktarmamıştır
  • Şahsiyet açısından: nazik,zeki, ahlaki düşüncesi yüksek
  • Sofistlerin para karşılığında eğiti vermelerine karşı çıkar
  • Doğa bilimi tanrı tanımazlığa götürür, matematiğe karşı ilgisiz
  • Sofistler gibi: manevi insanın ve onun görevlerinin incelenmesi eğitim ve ahlakın merkezidir
  • Xenophanes ve Platon onun düşüncelerini kendi yeetenekleri ölçüsünde tespit ederek bildirmişlerdir- o ikisinin Sokratesi birbirine benzemez
  • Xenophanes’in Sokratesi: yeni düzenleme isteyen bir ahlakçı
  • Platon’un Sokratesi: eski filozoflara rakip, derin ince düşünür; eserlerinde Sokratesi konuşturur ama aslında Platon konuşur

Sokrates’in yöntemi:

  • Bilim alanında herhangi bir araştırmaya yönelmez: “başkaları birşey bildiklerini sanırlar, Sokrates ise birşey bilmediğini bilir”
  • Buna karşılık: kendini araştırmayı temel alır; diğer insanları kendi benlikleri ve kişilikleri üzerinde bilgiye dayalı bir düşünmeye yöneltir
  • Sofistler gibi öğrencilerine blli kalıplar öğretmez, bizzat hakikati bulmalarını ister
  • Daha kesin olarak doğa felsefesinden uzak durur
  • Bilgi (episteme): insanın özünün bilgisiydi. İnsanlar akıl sahibidirler: aklın bir gereği olarak doğru bilgi yardımıyla ahlak bakımından özerk bireyler haline gelebilirler
  • Atinalılar: İhtiyaç duyulan ahlaki bilgiden yoksundurlar. Sorgulanmamış hayatları içinde sözde değer olan yasalarına adeta tutsaktırlar
  • “Kendini bil”
  • Ne olduğunu tanımlarken, her bilimsel çalışmanın temeli ve amacı nesnenin kavramındadır (bunu Aristotales sistematikleştirir; en kuşkusuz ve en basit olanından hareket eder, en güvenli bilgi elde etme yolu budur)
  • Sokratesin alayı (ironi): soruşturma yaptığı şeyin gerçekten bilmediğinin bilincindedir
  • Doğurtma (maeutque) yöntemi: karşılaştığı kişilerle soru-cevaplı konuşmalar yapar; bildiği sandığı şeyleri kişi sorgulamaya başlar, ancak Sokrates’te bunları bilmediğini söyler (sokratesin alayı); kişi eğer devam ederse daha ciddi alanlara yönelir; karşı tarafın zihninde karanlık kalmış olan düşünceleri ortaya çıkarır (doğurtma)
  • Gerçek ya da doğru bilgi kesin (yakin) kavrama dayanır
  • Kavramın gerçekliğini güçlendiren veya doğrulayan tümden gelimdir

Ahlak felsefesi (Etik):

  • Bir nesnenin amacı nedir? Diye sorulduğunda şöyle denilebilir: bir şey için “iyi” olan (areta-Erdem)
  • Benzer şekilde insanın mahiyeti onun “yarar olmasında” yani “erdem”indedir
  • Salt geleneğe dair gibi görünen herşeye karşı çıkmıştır = felsefî dğşğnmelerinde daima deneyimden hareket etmiştir
  • Kuralların gerisinde ethik değeri, yürülükteki hukukun gerisinde adaleti “ tanrıların ardında tanrısallığı” amaçlıyor ve arıyordu 0 kavramsal değil, pratik sorular
  • İyi= erdem; - bir sorun olarak tartışılır; tam olarak ne olduğu ortaya konmamıştır

Erdem:

  • Bilim/bilgi; doğru sağduyuyu ya da sağduyulu bir akıl üzerine dayanır
  • İşe yarar olanlar bir işten anlayan kimselerdir- edimsel bir ahlak!
  • Ahlakta belirleyici olan sadece bilgidir, yani doğru bilinçtir
  • “kimse bilerek kötülük yapmaz”
  • Eğer insana bilim/bilgelik egemen ise, haz, öfke, elem, korku ona haiz olmaz

Ahlak felsefesinin ikinci niteliği:

  • Mutçuluk (eudaemonia); akıl temelinde kurulmak istenir; iyi olan doğru ve yararlıdır
  • Bir hareketle erdemin ölçüsü, mutluluğa etkili olmasında ortaya çıkar
  • İnsan kavrayışının yetersiz kaldığı her konuda uluhiyete bağlama doğaldır
  • Ruhumuz, evreni düzenleyen kutsal bir ruhun parçasıdır
  • Kendi içinde kutsal bir sesin “Daimonion”’un O’na seslendiği söyler (

Sofistlere göre mutluluk olabildiği kadar güç sahibi olmak anlamına gelir. Başka Sofistlere göre, mutluluk görecelidir. Ne kadar birey varsa. Okadar ahlak vardır. Değerler yargıda bulunan bireylerin takdirine bağlıdır

  • Sokrates mutluluğun ne olduğu konusuna gelince şöyle der: kendi kendisiyle uyumlu, barışık olduğunda bu soruya cevap verebilir!
  • İnsanın kendi haliyle uyumlu olmasını, kuramsal bir biçimde ele almaz, hayatın yaşanırlığı (ATARAXİA) içinde düşünmektedir
  • Öyleyse, hata işeleme bilgisizliktendir, kötülük işlense dahi bilmemesindendir
  • Peki kötülük işleyen kimse ne tür bir hata yapmaktadır? Sokrates’e göre: - mutluluğu geniş yerde aranması yüzünden insan kötülükler işler
  • Yalancı veya sözde /pseudo) değerlerin konulmasından kaynaklanmaktadır

= erdemli kılan şey: insanın aklını doğru kullanması, istenilecek ve istenmeyecek şeyi birbirinden ayırmak

  • Ölüm korkusunu örnek olarak irdeler:
    • Ya hiç olmaktır: derin bir uykuya dalmak gibi
    • Ya da yeni bir hayattır: yeni birtakım ödevler sunar ve yükler

= öyleyse ölümden korkmaya gerek yok!

  • Ruhum ölümsüzlüğüne inanır: Ruh beden karşısında hakim bir konumdadır; ruh bedenin istek ve arzularından kendisini kurtarabilir hatta O’na hükmedebilir;
  • = gerçek mutluluk: Ruhun beden karşısında bağımsız ve üstün konumda olabilmesidir

Sokratesci okullar:

  • Başka felsefelerle birleştirmeye çalışılmıştır
  • Platon (felsefesi)
  • Aristoppos-Kyrene (Protagoras)
  • Euklides-Megara (Elea okulu)
  • Elis-Eretria

 

  • Sokratesciler’de dialoglar yazmışlardır

2 ana sorun:

  1. Bilgi nedir? – insanın neyi bilmesi mümkündür
  2. Mutluluk nedir?

 

Aristoppos ve Kyrene okulu (435-355) (HAZCILIK)

  • Aristoppos: Kuzey Afrikada yengin bir kentten gelme
  • Sofistlik yapmıştır
  • Kkurduğu okula kızı Arete de üyeydi (Felsefe’de bir ilk!), oğlu küçük Aristoppos eğitilmiştir
  • Sokrates gibi doğa felsefesi ve matematiği yararsız olarak görür
  • Duyumlar devrimde ibarettir,
    • zarif/nazik bir şeyse zevk=haz meydana gelir
    • kaba/şiddetliyse elem, avı meydana gelir
    • ikisi de yoksa hiç bir şey meydana gelmez

= Bu üçünden sadece HAZ işlenilebilirdir

  • ahlaki ölçüsü ve hareket kaynağı Sokrates’in yapmaya çalıştığı tanım değildir
  • HAZCILIK (HEDONİSTLER)
  • Bu açıdan Protagoras’ın izleyicisidir
  • Evrenin amaç ve hedefi: birey ve onun mutluluğudur (ERDEM ZEVK ALMA YETENEĞİDİR)
  • En sürekli, acı vermeyen hazzı seçebilmek: erdem/bilgelik (Sokrates’te bilgelik başlı başına amaçtır)
  • İnsan vicdanî endişeye kapılmaksızın özgürce istifade etmeli ve aynı zamanda HAZZ’a hakim olmalıdır: “Ben eşyaya hakim durum eşya bana değil”
  • Haz ile bilgelik arasındaki farklılığı okul ortadan kaldırmamıştır
    • Aristoppos’un öğrencileri onun felsefesinde bazı değişiklikler yapmaya yönelmiştir

 

Sonraki Kyreneliler:

Ahlaki konularda sorunları:

  • Neye yönelmeli ve neyden kaçınmalı?
  • Tutkular
  • Davranışlar

 

Theodoros: telos (amaç) anlık hazz veya zevk değil, bilinçle ulaşılan ve kavranılan sürekli ruh durumunu, iç sukünü (ataraxia), sururunu (hara) ortaya koyar

  • Haz ilkesini inceleştirir
  • Tanrı tanımaz, açıktan halk dini ile savaşmıştır

Annikeris: hazi zevk kuramını terk etmedeni dostluki sevgi, vefa değerlerini de ona katar =Epikuros felsefesine geçiş!!!

Hegesias: hazzı amaç edinmiş, görüşlerini sonuçta umutsuzluğa ulaşacaklarına dikkat çekmiştir = intihara yöeltmiştir (lakabi- ölüme kandıran)

Antisthenes: ve Kynikler Okulu (440-365)

  • Öncesinden sofist gogiasın derslerinden faydalanmıştır
  • Yaşlı döenmde Sokratesin ders halkasına girmiştir
  • Platon, O’nu küçümser “ Geç öğrenen ihtiyar”
  • Bilgi kuramında Gorgias gibi kuşkucudur
  • Gorgiasın etkisiyle: bir konuya kendisinden farklı bir yüklemin uygulanamayacağı sonucunu çıkarır
  • Platon’un idea kavramına karşı çıkar: tek gerçek varlığa sahip olanlar tikel nesnelerdir; olumsal olarak algılababilir olanı kabul eder
  • Gorgiasın etkisiyle: bir konuya kendisinden farklı bir yüklemin uygulanamayacağı sonucunu çıkarır; tanımı reddeder; bir nesne başkalarıyla karşılaştırılmakla açıklanabilir
  • Uygulama ve davranışlara dönüşmeyen her bilim boş bir övünmeden başka birşey değildir
  • Sokrates’te olduğu gibi felsefe= ahlak felsefesi
  • Sokrates’in felsefesini değil, kişiliğini esas alır: Onun hayatta uyguladıkları insanı gerçek mutlulupa yünelten bilgi değil, sadece erdemdir
  • “İyi” çeşitli değildir, “birdir”; kötülükte birdir
  • Erdem: ihtiyaçsızlıktır, ihtitaç duyulmayacak bir dereceye erişmektir (“hoşnut ve haz duyar olmaktansa deli olmayı tercih ederim”)
  • Herkülün hayatı prototiptir/ Prometheus ise kötülüğün başlatıcısıdır
  • Halkın dinini reddeder- saf bir vahdaniyet
  • Aristoppos ile birleştikleri nokta: filozof ya da bilgenin yegane amacı yüce mutluluktur

Sonraki Kynikler:

  • Diogenes, Krates ve diğerleri: ihityaçtan kurtulmak ilkesini aşırı benimsemişlerdir: tüm uygarlıktan uzak olmak, doğal olmak! ilkel insanın ve hayvanın yaşayışları örnek alınır

Sinoplu Diogenes:

  • Uygarlık değerlerini küçültür ve reddeder
  • Cynique/cynisme/ZYNİSCH:Batı dillerinde “hayasızlığı” ifade eder
  • Kişilik sahibi olmak, insanları birbirinden ayıran cins, sınıf ve servet gibi şeylerin kaldırılması, gerçek ibadet erdemin gereğinin yapılmasıyla olur

= Özellikle Stoacılar bunlardan etkilenmişlerdir

 

Euklides ve Megarlılar:

  • Sokrates’in öğrencilerden en eskisi ve ona en bağlı olan: Euklides’tir
  • Sokrates’in öğretisiyle tanışmadan ELEA öğretisiyle tanıştığı sanılmaktadır
  • Elea okulunun “bir” ilkesini Sokrates felsefesiyle özleştirmiştir “ bir varlık”= Tanrı akıl ve anlık= “iyi” ; erdemi de bir olarak tanımlamıştır
  • Ahlakî bir hüviviyetle büyümüş bür Eleacılık
  • Elea metafiziğine ahlakî bir temel koymak ister
  • Sokrates’in ahlak felsefesini bu yolla nesnelleştimeyi amaçlar
  • = “Bir iyi varlık” var ama Akıl, Tanrı, felsefe, bilim gibi farklı adlarla nitelenir, değişmez ve daima kendisi (en soi)’dır ancak

Magaralı Stilpon:

  • Okulun en seçkin filozofudur
  • Atinada dersler verir, akılcı tutumdan (din konusunda) ölüm cezasına çarptırılır
  • Kynikler ile Megara okulunu birleştirmeye çalışır
  • Paltonun idea öğretisine itiraz eder
  • Ahlak felsefesinde Kyniklerin ılımlı bir tarzına taraftardır
  • Akılsal iyi duyusal iyinin üstünde
  • Kendinden sonra bir sonra çok filozofu etkilemiştir

Ve Ötekiler:

  • Elis Okulu, Megara okuluna yakın, kurucusu Phaidan (Sokratesin sevdiği öğrencisi)
  • Menedemos: Elis ve megara okulunu, Stilponun ahlak görüşüyle birleştirerek Eretria şehrine taşıdı- mutlak iyi= ahlakî bilgelik

Son olarak: Kyrene okulu Epikuroscularda; Kynikler Stoacılarda önemli

 

 

AUGUSTiNUS

 

Origenes’in karşıtı ve kilise babalarının en büyüğü

 

  • Kuşkuculuğu 2 temele dayanarak sertçe eleştirir:
    1. Bir gerçek var olmalıdır ve insan bunu bilmelidir, yoksa insanın ruhu yok olmaya mahkum olur.sürekli kuşku ruhu  olmaya sürükleyen bir talihsizliktir.
    2. Kendisinden kuşku duyulmayacak bazı acık seçik bilgiler vardır. Kendimizin var olduğundan kuşku duyamayız. ‘Şüphe ediyorum, demek ki varım’ -> Descartes’ten önce ifade etmiş bulunuyor!
  • Felsefesi  iki kavrama dayanır: Tanrı ve Ruh, araştırılması ve bilinmesi gereken de bunlardır

Bunların dışındakilerin bir değeri yoktur. Örneğin doğa bilimleri insanı kibire götürürler

  • Bilgi: Ruha dirlik sağlayan doğru bir anlayış -> Tanrı’ya adanmak ile olur
  • Tam aydınlık anca Kutsal Vahiy ile olur
  • Tanrı’nın nasıl olduğunu kendi Ruhundan anlayabilir: Ruh birdir bedenin her yerindedir Tanrı’da birdir ve her an her yerdedir
  • ‘ilk Günah’ bir kefaret olarak gelmiştir, insanda soydan gelen bir günah işleme eğilimi mevcut

İnsan bundan ancak Tanrı’nın inayetiyle kurtulabilir

  • Ceza Tanrısal adaletin tecellisidir, bazıların kurtulması bazıların lanetlenmesi tanrı tarafından öncesinden belirlenmiştir
  •  Tarih felsefesinin  kurucusu olarak nitelenebilir: ilkçağ felsefesinde ana konu evrendi ve tarih sürekli bir döngü içerisindeydi (daire kuramı ) Hiristiyanlık, Tarihin birdaha tekrarlanmayacak olan bir süreç olduğunu ifade etmiştir (-> Civitas Dei adındaki ünlü eserinde yer almaktadır)
  • Gelecekte olan Tanrı devleti tüm Tanrı ülkesinin yurttaşlarından oluşacaktır, bunun karşıtı Yeryüzü Devletİ Şeytana uyup boyun eymiş olanları kapsayacaktır
  • İnsanlık tarihinin amacı bu Tanrı Ülkeasini hazırlayan bir yeryüzü topluluğu kurmaktır
    • Kilise kendini Tanrı Devletinin dünyadaki temsilcisi ve gölgesi olarak görür
  • Hiristiyanlığın inanç ve ilkelerini temellendirip, Kilisenin anlam ve görevini temellendirmeye çalışmıştır bunun için  kavramsal aletler ortaya koymuştur

Hiristiyanlık için temel kalacak bazı görüşleri şunlardır:

  1. Yaratan ile yaratılan arasında aşılmaz bir töz farkı vardır
  2. Kurtuluş ruhun içinde olup biten gerçek bir olaydır
  3. Evren süreci bir defalık tarihi bir olaydır

 

İlkçağ Felsefesi Ortaçağ Felsefesi karşılaştırması :

 

  • O.Ç.Felsefesi İlkçağ felsefesini dogmaların savunulmasında anlaşılmasında dayanak olarak alır

Augustinus Skolastiğin temellerini oluşturmuştur

  • Kilise Klasik kültürü olduğu gibi almayıp Hiristiyan dogmalarına uygun bir seçmeye tabi tutmuştur, daha sonra İslam Kültürünün yardımlarıyla geri kalan unsurlar yeniçağ felsefesine kapı aralamaktadır
  • İlkçağ felsefesi doğa bilimlerine açık; Kilise ise karşıt bir yaklaşım sergiler
  • Felsefe sadece Hiristiyan dogmaların anlaşılması açıklanması için var
  • Dogmalar mutlak ‘hakikat’ olarak kabul edilirler, düşünce ve mantık ilkeleriyle açıklanmaya çalışışırlar
  • Aslında kilisenin resmi öğretisini temel alırken tartışmalar farklı yorumlara bağımsız bir felsefye yol açacaktır
  • Ortaçağ felsefesi statik durağan felsefe olarak tanımlanır
  • İlkçağ felsefesi  bir çatışma ortamında gelişir ama O.Ç. Felsefesi tamamlanmış, yeni doğruların araştırılması gerekmeyen, dogmalara bağlı bir Felsefe
  • ‘Skolastik’: Felsefenin amacı Kilisenin öğretisini bilimsel bir sisteme kavuşturmak ve geliştirmek olmuştur, adlandırma buna binaen yapılır

Hiristiyan Dogmaları:

 

  • Tanrı kavramı : Tanrı özgür iradesiyle yoktan var etmiş olan yaratıcıdır, yaratılanlar arasında mutlak farklılıkları var, tözleri itibariyle farklıdırlar

İlkçağ felsefesinde ise Tanrı: evreni yapıcısı var olan maddeyi biçimlendiren mimar (Demurgios) , madde Tanrı gibi başlangıçsızdır, tüm varlıklar Tanrı’dan pay aldıkları için varolmuşlardır,  Tanrıyla   özdeştirler, aynı tözdendirler (panteizm)

  • Ortaçağ Hiristiyanlığı, Yeni Platonculuğun gizemci anlayışıyla sürekli çatışmıştır

 

  • İnsan varolmasını Tanrının iradesine borçlu olduğu için, hayatının tek anlamı ve amacı Tanrıdır. Dünya Tanrının anlaşılması için var olmuştur, insan alçakgönüllü olmalı ki itaatı bilsin erdemli olabilsin
  • Kibirli olma yani tanrıyla eşit olma isteği büyük bir günahtır

 

  • Tanrının hiristiyanlığa göre bir kişiliği vardır-> ilkçağda ise Logos ya da arkhe ya da Tanrı’nın vs… bölünebilir olduğu evrende dağılmış bir unsur olarak var olduğu kabul edilir. Ruh (psykhe) ya da can ( bios) olarak vardır, kişilği yoktur.

 

  • Kişilik kavramı tamamen Hiristiyanlığa ait bir mefhum
  •  Tanrı-İnsan ile bir olmak suretiyle insan kurtuluşa erebilir, günahtan kurtulabilir

Bu bir olma bir takım kutsallaştırıcı etkinliklerle mümkündür (örn: vaftiz)

Bu anlayışın izlerine Hellenci dönemin Roma imparatorluğundaki uygulamasında rastlanır!

Roma imparatorluğunda devletin kendini kutsallaştırması dolayısıyla, Roma dini İmparatora tapınma olarak şekillenmişti.

  • Tanrının insanlaştırılması = cisimleştirilmesi (incarnation) Hiristiyanlıkta gizemli bir mistik unsurdur
  • Bu gizemli inancı Paulus  (apostolos) ortaya koymuştur: insan doğuştan doğsı gereği günahkardır bu nedenle ölüme mahkumdur ölüm cezasına çarptırılmıştır. Ancak Tanrı iradi bir takdir ile insan biçiminde tecelli etmiştir ( İSA SURETİNDE). Böylece insanın ölümden kurtulmasını sağlamıştır.
  • Kurtuluş anlayışı Hiristiyan ahlakının temeli/ölçüsüdür

İnsan kötüye karşı mücadelede kendi gücüne dayanarak kurtuluşa eremez-> kilisenin ayinlerine ihtiyacı vardır-> Kilisenin önemi!

  • Sokrates’in bilgi erdemdir dolayısıyla insan bilgisini geliştirmek suretiyle, yani kendi gücüne dayanarak mutluluğa erişebilirdi -> Kilise bunu küstahlık olarak algılar! Zira insanın günaha karşı olan mücadelesi kendi doğasına olan bir mücadeledir aynı zamanda, tamamen bedenin istek ve arzularından kendini arındırması, yok etmesidir
  • İlkçağ felsefesinde ölüm bir yanılgıdır (doxa), ölüm korkusuna gerek yoktur. Ruhun ölümsüzlüğü söz konusudur. -> Hiristiyanlıkta ise: bu görüşler sapkınlıktır. Ölüm korkusu tıpkı günah gibi insanın doğasına bağlıdır, sıksıkya ilgilidir. Ölüm korkusundan kurtulabilmek sadece ölümden kurtulmakla olur, bu da sadece Tanrı’nın inayetiyle olabilir.

 

ORTAÇAĞ / SKOLASTİK FELSEFENİN ÖZELLİKLERİ

 

-‘Skolastik’, latince: Schola =okul kelimesinden gelmektedir, ‘Okul Felsefesi’

-Öğretmek ve öğrenmekle tanrıbilim sistemleştirilmiştir

- ‘Yedi Hür Sanat ‘= septem artes liberales okutulmuştur: a) trivium: 3lü grup,Grameri Dialektik ve Retorik b) Quadrium: Dörtlü grup, Aritmetik, Geometri, Astronomi, ve Musiki. EL sanatları (zanaat) bunların dışında tutulmuş ve özgür insanların faaliyetleri kapsamında sayılmamıştır.

 

Kaynakları:

- Aristoteles’in Organon’u – Porphrios’un Eisagogei’si (isagoci)

- Euklides’in geometrisi

- Platon, Cicero ve Seneca’nın eserleri

- özellikle Augustinus’un eserleri

-Skolastik sistemiyle İlkçağ felsefesinden köklü bir biçimde ayrılmaktadır.

-Patristik Felsefe Skolastiğin temellerinin atıldığı felsefe olarak görülür

-Skolastik Felsefe ise, daha ziyade Hiristiyanlığın temellerini anlamaya çalışan bir felsefe

 niteliğindedir:

 

  • Anselmus : ‘Fides Quaerens intellectum: anlamaya çalışan insan‘

 

Gelişmesinde manastırlar ve üniversiteler etkili olmuşlardır. Manastır ve kilise eğitiminden sonra Üniversiteler ortaya çıkmışlardır: özgün bir araştırma ve gelişme göstermiştir

İlk Üniversite: Paris Üniversitesi: Notre Dame Tanrıbilim okuluyla Genevieve mantık okulunun birleştirilmesi suretiyle oluşturulmuştur.

  • 13. Yydan itibaren etkili olacak tüm düşünürler örn: Thomas Aquineau,Roger Bacon, Albertus MAgnus, Bonaventura… gibi bir şekilde burda bulunmuşlardır.
  • Ayrıca Avrupa entelektüeli merkez konumundaydı

Bu Üniverstenin bir başkası da Oxford Üniversitesi olacaktır.

  • Daha çok Augustinusçu felsefesine dayanık görgücü (empirik) bir düşünce tarzına sahip

 

Skolastik Felsefe 3/ (4)  döneme ayrılır:

(Hazırlık evresi: 8.-9. Yy.da Augustinus felsefesi etkisi altında)

  1. Erken Skolastik:8.-12.yy arasındadır, Katolik kilisesi yenilikçi papazlarla canlanır: Papa VII. Gregoire ve öğrencisi Anselmus önemli, ilk dönemin parlak dönemine geçişi Aristoteles metinlerinin incelenmesiyle gerçekleşir, bunlar İslam Felsefesi yoluyla intikal ederler.

Dönemin diğer önemli ismi, ROscelinus ve Abelardus’tur.

  1. Yüksek Skolastik: 12.-13.yy arasındadır, skolastiğin altınçağı dır. Aristoteles’in Felsefesinin Arapçadan çevirilmesi ve Paris Üniverstesi’ nin kurulmasıyla başlar. Önemli düşünürler: William d’Auvergne ve Robert Grosseteste, doğa bilimlerine yönelik ilgi, Platoncu Aristoteles ve İslam Felsefesinin sentezini yapan Bonaventura, Skolastik düşüncenin doruğa vardığı Aquinalı Thomas, Platonun etkisiyle matematiğin ve empirik yöntemin gelişmesinin sağlayan Roger Baconve eleştirisel tutumuyla Duns Scotts
  2. Gec Skolastik: 8.-15. Yy, Ortaçağ felsefesinin ve Skolastiğin gerileme dönemi. Yüksek skolastiğin iman ile akıl sentezi yıkılır. Dikkatler giderek aşkın dünyadan bu dünyaya çekilir. Felsefede modernliğin temelleri atılır. Realizm yerine Nominalizm (Ockhamlı William).

 

Yöntemi

 

 Amacı: Aklı imanın doğrularına uygun hale getirerek iman konularını kavranılır kılmak

  • İmana vahye karşı itirazları cevaplandırma gayesi
  • Aristoteles mantığına görüşleri ispatlama ve kanıtlama açısından önem verilmiştir
  • ‘Credo ut intellegam’ = Anlayayım diye inanıyorum anlayışı hakim
  • Muhtevanın dil ile anlatımına önem verilmiştir = Skolastik Realizm
  • Realizm= İnsannın Tanrının hakım olduğu hakikati, önermeler ve sonuç çıkarmalar (deductio) ile aksettirmek
  • Bilginin her türlü öznelleştirmesine karşı, kuşkuculuğa karşı
  • Skolastik realizm Ruhbilimsel ve adcı(nominalist) öğretileri benimsemiştir

 

               Dünya Görüşü

 

  • Düşünür görevlidir, dogmaların işçisidir
  • Bilginin değişmez kategorisi tespit edilmiştir (7 hür sanat)
  • Yapılması gereken tek şey kilisenin yargılarını bir araya toplamaktır
  • Söz ve yargı uyumlu hale sokulmalıdır
  • Evet ve Hayır tarzında bir yöntem (SİC ET NON)

 

 

                      Ahlak

  • ‘Emir ahlakı’ dır: iyi’yi yapmak Tanrıya itaattır
  • Tanrı iyinin bizzat bütünü
  • Tanrı’yı temaşa (contemplatio)

 

Devlet ve Toplum

 

  • Özü gereği evrensel bir yapıdadır
  • Corpus Christionum (H. Topluluğu) devletidir ve Tanrının devleti ‘nin (Civitas Dei) yeryüzündeki yansımasıdır
  • Sınıflı,  hiyerarşik yapı
  • Bireyin herşeyi Tanrı tarafından verilmiştir ve hesabını isteyecektir
  • Feodal yapı: Aristokrasi/ Ruhban/ Üçüncü Sınıf (halk, Tiers etat)

Skolastik Felsefede, Hiristiyanlığın inanç ilkelerinin temellendirilmesinde ortaya iki önemli akım çıkar: REALİZM (yukarıda geçti) ve NOMİNALİZM

 

YENİÇAĞ FELSEFESİ

 

RÖNESANS

 

Genel olarak

 

Ortaçağ felsefesinden sonra ilk defa olmak üzere insanı tekrar kendisine dayanak almaya cesaret edecek yeni bir dönem:

  • Bir çok Bizans bilginleri İtalya’ya göç etmişlerdi ( Grek mirasının aktarılması)
  • 14.- 15.yy da özellikle bu eğilim görülmekte

İtalya bu yeni gelişimin merkezidir:

  • paralın tedavülüne bağlı iktisadi faaliyetlerin başlaması
  • birbirine düşman çeşitli küçük  devletçiklerin , kent devletlerinin gelişmesi, siyasal durumun yıkılması , toplumsal düzenin değişmesi
  • burg ve şatolar yerine serbest kent hayatı (feodal hayattan uzaklaşma)
  • muktedir bireylerin idare ellerine almaları ( venedikteki  DOGE / Duka gibi )
  • coğrafi keşiflerle grörüş alanının genişlemesi
  • Şairlerin büyük etkileri:
    1. Dante: duyarlılığı açısından çağdaş insanı anlatır
    2. Petrarca: çağdaş insanın iç dünyasını anlatır
    3. Bocaccio: Homeros’u okur, kişileri duyarlılıkla ele alır
  • İlmi ve kültürel aktörler bu kişilikleri izliyorlar
  • Giderek bu hareket tüm aydın sınıfları kuşatıyor, papalar hükümdarlar ve MEdici ailesi etrafında toplanan düşünürler vesilesiyle
  • Dinin farklı yorumlarından dolayı aslında aforoz edilen bir grup; ama doğa, insanı, acı ve zevkleri konuşabiliyor
  • İlkçağ sanatı doğayı temsil ettiği için örnek sayılır (Leonardo, Michel Angelo, Andre Boticelli…)
  • Kadının bağımsızlığı hakkında konuşuluyor
  • Hepsinin temelinde ‘HUmanizma’ denilen Ruh yatmaktadır

 

HUMANİZMA

 

Tarihi Gelişimi

 

  • ‘Humanitas’; Latince: ‘insanlık’ -> insan doğası, insanlar topluluğu, insana özgü davranış ve erdemler…
  • Kelimeye tam anlamını kazandıran kişi Cicero’dur: humanitas kavramını insan ideali olarak niteler
  • Humanitas kavramı pratik bir ahlak felsefesi muhtevasına kavuşur: insana ait olma, insana yakışan insana yaraşan
  • Cicero’nun insan ideali şunları kapsamaktadır: bilgi kültür, ahlak, ruh eğitimi, terbiye, nezaket, kibarlık, ruh asaleti ve yüceliği, adalet, özveri, dost ruhlu olmak, şen ve neşeli olmak şakacı ve nükteci olmak zevk sahibi olmak
  • Sokrates, Platon ve Stoacılardan gelen  uyumlu, mutedil insan hali
  • Humanitas eğitim yöntemini ve eğitim idealini göstermektedir
  • Hiristiyan bilgilerindeki sıkça rastlanan Humanitas kavramı: divinitas’ın karşıtı günahkar, zayıf, ölümlü isan yapısı

 

Ortaçağda ‘Humanitas’

  • İnsan-evren üzerinde yeni bir anlayış
  • Klasik düşüncenin ‘insanlık’ anlayışından oldukça uzaklaşmış bir olgu

 

Rönesans Humanizmi

  1. İnsan gerçeğinin bir bütün olarak ele alınması
    • Ortaçağdaki anlamına zıt, klasik düşünceyi temel alır, ama farklı yönleriyle ele alır
    • Önce edebiyat ve sanatta kendini göstermiştir
    • İnsan beden ve ruh bütünlüğü konu edinilir
    • Ortaçağ bedeni hor gören  insanın maddı gerçekliğini küçümseyen bir yapıya sahip

Skolastikte beden- ruh düalizmi mevcut. MÜkemmeliğe erişmek ancak dünyadan uzaklaşmayla olur.

  • Humanitas kavramı zaman içinde farklı şekilde kavranır:
    1. Hayat gerçeklilkleriyle ilgisiz, toplum ilişkilerinden uzak salt bir klasik kültür ideali -> Skolastiğin anlayışı
    2. İnsani dünya ve toplumsal ilişkileriyle kapsayan ve yönelten bir esin kaynağı, eylem ilkesi olarak ele alır
  • Hümanizim’in ahlakı
    • İnsanın özü ve var olduğu dünya arasında bir bütünleşme isteği
    • Dünya nimetleri mükelleşmede bir engel değil
    • Dünya insanın kendini gerçekleştirmesini sağlayan bir ortmdır
    • Caluccio salutati ile Leon Battista ALberti yön vericidirler
    • Çalışmayı bir lanet olarak algılayan Ortaçağ felsefesine karşın, yeryüzünü değiştiren daha yaşanır hale getiren, etkin bir faaliyet olarak algılamıştır
    • Zevkin hoş duyguların araç olmadığı bizzat değer ifade ettikleri üzerinde durulmuştur
    • Ahlaki hareketin amacı: İnsanın doğasını gerçekleştirmektir
    • Erdem = insanın tüm yeteneklerini karşılıklı bir uyum içinde ve toplum yararına yönelik şekilde geliştirmek
    • Dil olgusunu ele alırlar: ilk defa konuşma, iletişim, karşılıklı anlaşma aracı olarak nitelenir, filoloji ve edebiyat incemelerinin sonucudur
    • Ün yapmak bencilliğe götürür mü? Konusunda yeni yaklaşımlar:

Mütevazi hayat yaşamak iddiasıyla toplumdan uzaklaşmak, bencilliğe kibire götürür. Bencilliğe kapılmadan ün yapmak, kendini insanlara yakın duymanın, gönüllerde yaşama isteğinin yansıması olabilir…

 

  • Bu düşüncenin merkezi insandır
  • İnsan onurunun temeli,değeri nedir? :

Manetti’ye göre, insanın yüceliği onun çalışma gücünde ve yaratıcılığındadır

Ham maddeyi biçimlendirme, anlamlandırma yeteneği, sanat, zanaat teknik işlerle ilgilenme; yani insanın YARATICILIĞI ; İNSANIN KRALLIĞI

Tanrı’nın YARATICI KUVVETİNDEN BİR KIVILCIMA SAHİP

İnsana özgü ‘insancılık’ niteliğini veren ÖZGÜRLÜKTÜR

 

Daha ileri bir Hümanizma temsilcisi,

Della Mirandola’ya göre, (Yahudi, Yunan ve Hiristiyan kültürlerini uzlaştıran bir temsilci) insan özgür iradesi ve zekasıyla evrenin merkezini oluşturur (! : Hiristiyanlıkta evrenin merkezinde Tanrı vardır!) , bu yetenekleriyle evreni özümseyebilir, Tanrı’ya açabilir,ve Tanrıya ulaşır, ÖZGÜRLÜK: İnsanı ve evreni Tanrıyla birleştiren bir bağdır

Özgür tercihiyle kendi KADERİNİ BELİRLER

Doğal açıdan insan oluşun içerisinde ve OLUŞ ONUN ELİNDE

 

MARSİLİO FİCİNO

 

  • Floransa Platon Akademisin  başıdır
  • Aristotelsçı Felsefe ve tıp eğitimi
  • Platon ve öğrencilerinin yazılarını Latinceye çevirmiştir

 

FELSEFESİ

  • tartışılan tüm konular Platon Felsefesinde mevcut görüşüne sahip
  • Hiristiyanlık kavramı Ruh esasına dayanmaktadır
  • Ruh bedende tutsak, özgürlüğe kavuşması, dünya hayatında akılla iyiyi öğrenmekle olur, bunlar Tanrının özünü oluşturan ögelerdir, ama ayrı varlıklar değil, Tanrıda birleştirilmiş halde mevcut
  • Ruhun bilgelik konusunda başarılı olması: Tanrını  inayetini kazanması = Mutluluk
  • Ölüm, Ruhun Tanrıya gerçek ve asıl kaynağına ulaşması demek
  • Evren konusunda: Yaratılış kuramını kullanır, varlık kapsamına sokulabilen herşey yaratılmıştır, tek yaratıcı ise Tanrıdır
  • Evren iki varlık alanından oluşmuş bir bütün: aşağıda olanı somuttur, duyularla algılanır, üsste olanı ise yüce evrendir, tanrısal varlık katmanıdır
  • 3 ayrı Ruh: akılla donatılmış evrensel Ruh, 12 gök katlarının Ruhları, Hayvan ruhu

Bu 3 ruh ölümsüzdürler, zamana bağlı değildirler

  • İnsanda biligi sağlama yetisi Ruhtadır, -> insan tüm evreni bilebilir
  • Gerçek mutsuzluk Ruhun tanrıdan uzak düşmesidir , bedende kalmasıdır
  • Hiristiyan Tanrıbiliminde yeni gelişmelerin önünü açmıştır
  • Platon ve Aristotelesi uzlaştırmaya çalışmıştır
  • İnsanın dine doğal bir eğilimi olduğu, bütün dinlerde doğruluk payı olduğuna dair öğretisi etkili olmuştur ( Baron Edward Herbert’in  DEiST görüşe ilham kaynağı olmuş!)
  • İnsan sevgisinin be dotluğunun en yüksek ifadesini, ruhun Tanrıya olan sevgisine kurulu bir paylaşma duygusunda bulur
  •    Mikrokosmos anlayışı: insan benliğinde makrokosmos’un mükemmelliğini toplamıştır

 

RÖNESANS AKILCILIĞI

  • Yeni bir RATİONALİSME çağıdır
  • Dine karşı değilir, dina adına yapılan dünyayı küçük görme ve bağnazlığa karşıt hareket
  • Görgül yöntemin (empirik) hızlı ve doğru gelişmesine katkı sağlamıştır

 

YENİ İNSAN TİPİ VE YENİ TOPLUM

  • Yapıları belli süre etkilemiştir, Humanizma ve Rönesansı hazırlayan unsurlar:
    1. Toplumsal etken: kentleşme ve komünler sisteminin uzantısı olan toplumsal çerçeve içerisinde ortaya çıkmıştır, halk temsilcilerinin yönetime katılmaları bakımından yeni imkanlar sunmaktadır
    2. İktsadi etken: yeni insan tipi: ekonomik insan, bankaların kuruluşları, Floransa ve genel olarak İtalya önemli
    3. Siyasal etken: sermaye birikiminin artan işlevi siyaseti etkiler, para dolaşımı kent devletlerin oluşumunda yardımcı olur, MAkhiavelli’ye göre devlet kendisinin dışında bulunan her türlü güç ve otoriteden bağımsızdır, tandığı tek yasa varlığının korunup güçlenmesinden ibarettir!,  

 

  • Humanizm çok geniş ve kapsamlı bir kültür hareketidir, Rönesansı tamamen etkilemiştir
  • ÖzetleHumanizm:
    1. Klasik Kültür ve düşünceye karşı özel bir ilgi, Klasik kültürü bir kültür idesi olarak kavrama
    2. İnsanı anlamaya yönelen ve merkezini insanda bulan bir dünya görüşü

 

DOĞA FELSEFESİ

 

NİCOLAUS CUSANUS

  • Felsefe ve teoloji okumuştur
  • Papalık (Roma kilisesi) tarafına geçmiştir
  • Kiliseyle Devletin işbirliğini önermiştir

 

 

Felsefesi:

  • Ortaçağ doğa anlayışını sarsar
  • Bilgi kuramı: 4 ayrı bölüme ayırır, bilginin birleştirici işlevi vardır, akılsal bir ölçmedir
  • Bilgi yine de bir tahmindir
  • Tanrı tüm karşıtları içinde barındıran mutlak sonsuz biricik varlık
  • Tanrı’nın en küçük varlık olduğunu söylemekte en büyük varlık olduğunu söylemekte  doğru çünki sonlu varlıkların aksine tüm boyutlardan arınmıştır
  • Yapılması gerekn doğayı incelemek, ve ana güçlere egemen olabilmek
  • İnsan ‘büyük evren’in yansıması olan ‘küçük evren’dir

 

PARACELSUS

 

-insan minyatür halinde bir Kosmostur, evrenin bir özetidir, dünya da büyük insanın minyatürüdür, insanın devamıdır

- Paracelsus Panteizme ulaşır, ama onun ‘Pan’ı sonsuzluk içinde olduğu kadar ruh içinde de duruyor ve tamamlanmamıştır,

- Doğa kendi başına yetkin olan hiçbir şeyi üretmiyor, her şeyi tamamlaması gereken insandır

 

BERNARDİNO TELESİO

-doğanın deneye dayanarak araştırılmasını savunur: bağımsız bir doğa felsefesinin oluşumu için büyük üstadlardan Aristoteles’ten ayrılması gerekir

- aklı sonuç çıkarmalarıyla elde edilen bilgiler sadece tahminden ibarettir, deney yoluyla teyit edilmeleri gerekir

- doğa felsefesinin temel kavramları madde ve kuvvet ilişkisine dayanmaktadır

 

GİORDANO BRUNO

  • Minimum her şeyde en küçük parçacıktır bireysel olarak belirlenmiş hayatın tohumudur canlı biçimdir ve en küçük ayrıntıları bireysel yapıya sahiptir
  • En yüksek varlık bilinemez-> onu bilmek için bir ışığa ihtiyaç vardır
  • Felsefenin görevi doğayı bilmektir birliğini kavramaktır
  • Tanrıyı doğanın dışında değil içinde anlamak gerekir -> doğayı bilmek=tanrıyı bilmek
  • Doğa bilgisindeki her gelişme Tanrının  bir yönünü keşfetmektir
  • Copernicus sistemini büyük bir hayranlıkla savunmuştur

 

 

SİYASET, HUKUK ve DEVLET FELSEFESİ

 

NİCOLO MAKHİAVELLİ.....

 

Ütopyacılar:

THOMAS MORE:

  • Utopyacılar sadece baskıcı siyasi iktidar değil, aynı zamanda onun temsil ettiği sosyo-ekonomik yapı da sorgulanıp eleştiriye tabi tutulut
  • UTOPYA kavramını More ortaya koymuştur: yunanca “u-topos” (topos=yer; u= yok) yani “olmayan yer
  • Ancak “u” ayrıca “iyi” anlamına da gelir “iyi yer” anlamına da gelebilir
  • İlk başlarda utopya kelimesi sadece hayali gezileri anlatan belirli bir edebiyat türünü tanımlamak maksadıyla kullanılmıştır

“ var olmayan ancak düşüncede kurulan toplum düzeninin ayrınıtlı tasviri”

“hiçbir yerde olmayan bölge. Platon’un devlet örneğindeki gibi bir “hayal ülkesi” şelinde açıklar”

genelde herşeyin ortak mutluluk için düzenlenmiş olduğu düşsel bir yönetim olanı

Ütopyanın özellikleri:

  • Ütopyacılar bir yandan hayal kurar ama bir yandan da geçerkleri de iyi kavrar, gerçekleri eleştirerek olması gereken işaret eder
  • özünde tarihsel temellidir
  • Ütopyacı toplumsal eleştirmendir, içinde yaşadığı toplumda yapıdan koşnut değil, uyum sağlayamaz
  •  Haksızlıklara düzensizliklere, adaletsizliklere başkaldırır
  • Hayal dünyasından bir toplum hayal eder- gerçek dışılığa yönelir
  • Sanatsal bir yaklaşım benimser, tek tek çözüm üretmez, tabloya bütünsel bakar (sanatcının sanat eserine baktıığı gibi)
  • Hayalindeki toplum zamanındaki kaşı olduğu toplumun benzer, o yüzden “ içinde ortaya çıktığı gerçek durum ile  uyuşmayan düşünce”
  • Her ütopyacı aslında Paltoncu bir tavır içinde değerlendirebilir
  • Kurulu düzen ıslah edici değildir Ütpyacıların gözünde
  • Bütün olarak insalığın mutluluğunu hedefler, sadece bir toplumun değil- bu bakımdan Aristotelesci doğal toplumsallık, “insan toplumdan soyutlanamaz” ilkesi gereği bireyin kurtuluşunun toplumun kurtuluşunda olduğunu söyler
  • İnsanları zorbalıklardan kurtarmaya çalışır, bunu yaparken kimi zaman kendisi zorbacı olabiliyor

More zamanında İngiltere:

  • Gül savaşından sonra  7. Henry Elizabeth of York ile evlenir= monarşi güçlenir: o zamanın ingilteresinde 3 sınıf oluşur

 

  1. Gentry: kırsal bölgede yaşayan, soy değil, servet üzerine kurulu küçük aristokrasi
  2. Yeomen. Kırsal bölgede gentry’den sonra gelen çiftçiler
  3. Tüccarlar: 7. Henri gemiciliğe önem veriri, Tüccar sınıfı hızla büyür

 

  • 7. Henry parlementoyu nadir toplar, baskıcı ve hürriyeti sınırlar, hafta içi çalışmaya ve Pazar günleri kilise’ye gitmeye zorlar
  • Dilenciler sayısı yüksek

=== More’un yaşadığı dönem İngiltere’si feodalizm’den kapitalizme geçişin ilk zor dönemin İngiltere’sidir

  • More’un düşünceleri, bir Hümanist olması dolayısıyla Rönesans zihniyetinin özelliklerini taşır
  • More’un etkileyen felsefİ görüşler: Rönesans, Hümanizm, Epikurosculuk, Platon ve Stoa
  • More’un ahlka felsefesi = Epıkuroscuların “haz” ilkesine uygun, Utopyası Platonun İDEA kavramına uygun

Utopya:

  • Yoksulluk yok, hürriyet ve huzur var
  • 54 kent var
  • Caddeler hep aynı genişlikte
  • Evler birbirine benzer, 1 sokak ve 1 bahçe var, kapılar kilitlenmez ve her 10 yılda bir değiştirilir evler
  • Köylerde 40 kişilik çiftlikler var 8bunların arasında 2 köle), çiftliği 1 kadın ve 1 erkek yönetir
  • Gündelik çalışma: sabah ve öğleden sonra 3 saat
  • Akşam yemeğinden sonra 1 saat oyun oynanır
  • Akşam 8de yatılır sabah erkenden kalkılır
  • Umumi aş evlerinde yemek yenir
  • Belirli kişiler seçilir ve bilim adamı olur
  • Demokrası vardır
  • Ataerkil aile yapısı, baba oğullarıyla birlikte bir evde kalırla, fazla çocuk olursa başka aileye gönderilir, aynı şekilde bir kentin nüfusu fazla artarsa ba.ka kentte gönderilir
  • Tanrı inancı vardır...

 

Descartes

 

Akilcilik:

 

  • dar anlamda akilcilik (rationalism), görgücülügün (empiricism)‘ün tam karsitidir.
  • Yunanca’dan gelen ‚empria‘= görgül, deney anlamindadir ve insan bilgisinin özü ve kökeniyle ilgli bir iddiadir. cesitli formülleri bulunmakla birlikte tüm insan bilgisini duyumsal deneyimden cikarildigini ileri sürer.
  • buna karsilik akilcilar bilginin kazaniminda duyumlar yerine aklin belirleyici rolu üzerinde dururlar. cünkü duyumlar kisisel ve icseldir.
  • a priori bilgi = deneyden önce edinilen bilgi
  • bir önermenin dogrulugunu her hangi bir duyusal gözlemden bagimsiz olarak ortaya konuyorsa, o önerme a priori bilinmektedir.
  • görgücüler göre a prio öneriler bilgi vermez, kavramlar totoloji (essözler) ifade eder; akilcilara göre ise totoloji ile sinirli degildir, evrenin mahiyet deneyden bagimsiz akil ile saglam bilgiye ulasilir.

 

Hayati:

 

  • Ren’e Descartes (Ranatus Cartesius), 31 Mart 1596’da Tours yakinlarindaki La Haye’de dogdu.
  • 11 Subat 1650 Stockholm’da öldü
  • varlikli, aristokrat bir aileye mensup, babasi parlamento üyesidir.
  • Bünyesi zayif ve hastalikli oldugundan kücük yasta düsünce faaliyetlerine ilgi duyar.
  • 1604’te La Fleche Cizvit okuluna gider, eski diller, mantik, ahlak, fizik, metafizik ve matematik ögrenir. Okulda skolastik bir egitim verilmesine ragmen üniversite seviyesinde bir ögretim veriliyordu.
  • Bilgilerin ölü bilgiler oldugunu düsünür, ama matematik onu cezbeder.
  • 1612 yilinda okulunu bitirip Paris’e gider, geometri calisir. Eglencelere pek katilmaz.
  • 1617 yilinda Hollanda ordusuna katilir. Düsünmek icin cok vakti oldu. Babasi ölünce de miras kalan arazileri satip isletti ve ömür boyu para sıkıntısı çekmedi.
  • 1619’a Almanya’ya geçti. Degisik prenslerin ordusunda görev aldi. Savasin askerlik yönü degil, teknik, mühendislik yönü onu ilgilendirir.
  • Matematik nasil insanlarin ihtiyaclarini karsilar bir yönteme olgunluguna olusur? gibi sorular üzerine cok düsünür. Hatta bunu bulmak icin kutsal mekan Loretta’yi (Italya) ziyaret etmeyi adar, ayni yil cevabi bulur ancak 18 yil sonra „Discours de la methade“ kitabinda aciklar
  • Hayatinin son 20 yilini Hollanda’da gecirir cünkü düsünce üzerinde en az baski orada vardir.
  • Okul ve hayat boyu süren arkadasi Pere Mersenne’dir. Felsefenin yayilmasinda büyük rol oynamistir.
  • Descartes kilisenin düsüncelerini elestirecegi endisesini hep tasimistir. O katolik yetismistir. Tehlikeli sayilabilecek eserlerini ertelemis veya yayimlamamistir. Her seye ragman protestanlardan yine de elestirilmistir ve huzuru kacmistir.
  • 1649: Felsefeye ilgi duyan ve onun hayrani olan Isvec kralicesi Christine onu davet etmistir, ondan felsefe dersleri almak istedi. Kralice dersi sabah saat beste almak istediginden buna bünyesi dayanamayan Descartes bes ay sonra öldü. Naşı Fransa’za getirildi.

 

Felsefesi:

Kusku Yöntemi/Yöntemsel Kusku

 

  • Descartes skolastik düsünceden modern düsünceye/felsefeye gecisin en önemli ve belirleyici filosofu kabul edilir.
  • Descartesin bir cok dogru bildikleri yanlis cikmistir. Bu yüzden bilimlerde kalici ve saglam bir seyler ortaya koymak icin her seye ne temelinden yeninden baslamak gerekir. Yani gecmisten kalan önyargilardan, aile ve ögretmenlerden edindigi düsüncelerden sistematik bir sekilde kurtulunmalidir.
  • en ufak bir kusku duyulacak her seyi kesin olarak yanlistir, bilhassa hakikat arayisinda!
  • Descartes’in kuskusu üc dalgada ortaya cikar:

a) duyularin tanikligina basvuru reddedilmistir

b) mevcut deneyimler hakkindaki yargilar da reddedilmistir

c) tanri sistematik bir sekilde kisiyi yaniltmaktadir àmutlak kusku

  • Yöntem bir kurallar kümesidir. Bu kurallar anlik (entendement) temel islemleri dogru kullanma kurallaridir. Anlik kendi basina yanilmazdir, fakat önyargi, tutku, egitim, acelecilik etkenleri onu yaniltir.
  • Descartes matematigin kesinligini felsefeye uygulamak ister, fakat bu olmaz, zira matematigin nesneleri zaten düsünceyi olusturur, ancak gerceklikteki nesneler böyle degildir.

 

Descartesin üc dalgasi:

a) Duyumlardan kusku: duyular bazen aldatir, belki de hep aldatiyordu. Nesnler duyumla algilanir, bu durumda belki bütün nesneler duyu yanilmasidir. Bu yüzden her sey süphelidir.

b) Deney ve Yargilardan Kusku: Etrafimizdaki insanlar da belki bir otomattir. Insan rüya görür, uyanir, ama belki uyandigini sanip hala rüyadadir. O halde insanlarin yargi ve görüsleri de süphelidir.

c) Tanridan kusku: Tanri aldatan ve yalan söyleyen, yaniltmaktan zevk alan biri varlik olabilir, tanridanda kusku duyulur. Hatta kisi kendi hafizasindan bile kusku duyabilir.

 

àKendisinden kusku duyma ile insan bilme bilincine ulasir. Öyleyse kusku duyma bir düsünmedir ve önerme/yargi kurulabilir.

                               DÜSÜNÜYORUM, ÖYLEYSE VARIM!!!

 

  • Önerme dogrudan dogruya kavranan, yasanan bir bilgidir (evidontia). Descartes’in düsünmekten kasti ‘BILINC’tir.
  • Bilincimizi bilmemiz, bilincimizin en saglam bir varlik oldugu üzerine bizde bir bilinc, bir bilgi olmasidir. Yani varlik ile ilgili tüm güvenilir bilgilerimiz bilincin kendi üzerine egilmesinden, bu kaynaktan devsirilecektir. Bu Descartes’in akilciligidir.
  • Her bilgide bir icerigin bilinci saklidir ve bu icerik, baska bir seyin, yani bilincin disinda bulunan bir seyin sembolüdür. Bilincin disinda olan ise kuskuludur.
    Örnek. Agac yapraklarin renginden, onlarin algilanmasindan kusku duyulabilir, ama kendimizde bir renk ya da bicim algisinin bulundugundan kusku duymayiz.
  • Peki kendi varligimizdan niye kusku duymuyoruz? Bilgi hem acik hem seciktir:
    Aciklik= bilginin nesnesinin bize dogrudan dogruya, aracsiz verilmis olmasi
    Seciklik= bilginin zerresini kuran ana unsurlar birbirinden ayrilmi olarak, ayri olduklarinin secilerek kavranmasi
    Yani varligimizin bilgisi aciktir, bunu yasariz, bunun icindeyizdir.

 

  • Bilincin varligi ispatlamak gercegin bir bölümüdür. Tek bilincte durmakla sadece kendimizin var oldugunu öne sürmüs olunur, yani solipsizme saplanilir Öyleyse bir sonraki asaya Tanri’nin varligini ispatlamaktir.
  •  
  • Tanri düsüncesi nasil ortaya cikmistir:
    a) Bilincte Tanri mefhumunun var olmasi. Bilincte var olan gercektir. Bu durumda Tanri vardir
    b) Ontolojik ispat: en mükemmel ve gercek varligin olmasi veya olmamasi üzerinden yapilan ispat. En mükemmel ve gercek varlik yoksa, mükemmellik ve gerceklik de olamaz. Bu durumda tanrini varligi zorunludur.

 

  • Descartes ve bütün akilci filosoflar icin ontolojik ispat cok önemlidir. Onlar düsünce ile gercek arasinda bir köprü kurmaya calisirlar. Descartes’e göre bilginin baslangici, bilincin icindekilerdir. Tanri kavrami da bilinc kavrami gibi acik ve secik kavramlarimizdandir.
  • Tanrinin varligi ispatlaninca Descartes’in diger kuskulari kalkar, cünkü tanri aldatici bir tanri degildir artik. Dolayisi ile hafizamiza, nesneler dünyasina da güvenebiliriz.
  • Bilincte olan düsünceler = dogustan düsünceler
  • duyular = disardan gelen düsünceler

 

  • Sira hakikati bulmaktir
  • Öz bakimindan üc nesne, yani töz vardir: tanri, ruh, madde (cisim, beden)
  • Tanri sonsuzdur, digerleri sonlu.
  • Ruh ile cisim birbirinden ayiran ise bilinctir. Ruh aracsiz olarak verilmistir, cisim ise bilinc disindarki dünyadir.
  • Ruhun temel niteligi ‘düsünme’dir. Cismin özü ise uzam (mekan) ve yer kaplama (extensio)’dir. Ruh ile cisim bu durumda birbiriyle uzlasmaz; cisim düsünmez, ruh mekan kaplamaz.
  • Cisimde tüm meydana gelenler yer kaplamanin görünüsleri, degisik durumlaridir, her degisim ise aslinda harekettir.
  • Nesneler yer kaplar, öyleyse bos mekan yoktur, aksi takdirde, bos mekan, bir nesne olmadan da uzmanin oldugu anlamina gelirdi àmekan ile nesneler özdes seylerdir.
  • Mekan, kati cisimlerle degil, sivi cisimlerle dolu olarak tasavvur etmelidir, zira sürekli bir hareket vardir. kati cisimler ise sivinin icindedirler, onlar hareket etmezler, yüzerler! Descartes’in astronomi anlayisi da bu bilgi üzerine kurulmustur. Gezegenler hareket etmezler, yeryüzü durmaktadir, hareket eden mekani dolduran sividir. Tipki giden gemide duran yolcu gibi.

 

  • Her olayin bir nedeni vardir, o halde hareketin de bir nedeni olmalidir, o da Tanri’dir.
  • Cisimler dünyasinda hareket miktari degismez, ama bir yerden bir yere aktarilabilir, bu da doga yasalarina göre olur
  • degisikligin gerceklesmesi icin bir cisme degmesi veya carpmasi gerekir, yani bir basinc lazimdir. Bu durumda o Newton fizigini kabul etmez.
  • Descartese göre canli varliklar da cansiz varliklar gibi bir makinedir, ayni yasaya baglidirlar fakat canlilar biraz daha karmasik bir makinedir (àmekanist doga anlayisi)
  • Descartes’e göre bedene can veren organizmada gizli olan ‘hayat gücüdür’. Bu Aristoteles’te ‘ruh’ idi.
  • Hayvanlarin tüm davranislari iradesizdir, dolayisi ile onlar makine gibidir.

 

  • Insanin Neligi Sorunu:
  • Ruh ve cisim birbiri ile özlesemiyorsa insani nasil aciklayabiliriz?
    Ruh, bedenin bir takim uyarilarini dogrudan duyar veonlara duyumlar yoluyla tepkide bulunur, buna karsilik beden de ruhun bir takim iradi faaliyetlerini hareketler olarak gerceklestirir.
    àetkin ve edilgen failler
  • Ruh ile beden beyinde karsilasir. Beyinde ruhun yeri, beynin cift olmayan biricik organi ‚kozalsiz bez’dir. Ama ruh burda yer tutmaz, sadece oraya etkileri verir.

 

  • Descartes dugulanimlar (affection) üzerinde de duru. Bunlarin birincil ve ikincil derecede olanlari vardir. Duygulanimlar hm ruhla hem bedenle ilgili olaylardir. Örnek, korku, korku veren bir seyi görmeden dogmus tur, kaslarin kasilmasina sebep olan bir itiş (impuls)’tur. Yani bedenin her egilimini ruh da istemiz, onaylamis oluyor.
  • Ahlak = iyi’ye yönelmis olan akillica bir istemeyle duygulanimlari yenme
  • Erdem = iradeyi bedenin yönetmesine birakmamak. Erdem mutluluga götürür.
  • Hazlarin pesinden elem ve tiksinti gelir, öyleyse iradesine hakim olan degerli olan seylere yönelir ve onu bilgisine ulasacagindan mutluluga da ulasabilir.

 

  • Mutluluga nasil ulasilir?
  • Mutlulugu dis dünyada degil kendimizde aramaliyiz.
  • Mutluluga ulasmanin üc yolu vardir:
    1) ‚Dogru’yu acik olarak bilmek
    2) ‚Dogru’yu yürekten istemek
    3) elimizde olmayan seylerle ilgili bütün isteklerimizden vazgecmek

 

 

DESCARTES denilince akla gelmesi gereken en önemli üc kavram var:

 

1) Ruh-madde/cisim ikililig (dualizm)

2) Matematik yöntem (yöntemsel Kusku)

3) ‘Cogito ergo sum’ önermesi (Düsünüyorum, öyleyse varim)

 

 

 

 

Bu websitenin"Foto Galeri" kısmında kitabın özeti var

 

 

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

Akıl ve İnanç Kitap Özeti - Rahim Acar

Rahim Acar- Akıl ve İnanç Kitap Özeti (1.,2.,3.,7.,9.,11.,12.,13. ve 14. bölümlerin Özetleri)

DEVAMI

Mustafa Çağrıcı - Kitap Özeti ve Ders Notları

Mustafa Çağrıcı - Kitap Özeti ve Ders Notları (VİZE)

DEVAMI

Deutsch

Foto Galeri

<p>Yeni Ti-Entertainment.com hakkındaki görüşünüz?</p>